Tüm Sergiler

Making Worlds. Systems of Being

09 Eyl 2026 - 09 Eki 2026
MAKING WORLDS. SYSTEMS OF BEING cover

Küratör: Dorothea Strauss
Sevil Dolmacı Gallery, Villa İpranosyan, İstanbul

Açılış: 9 Eylül 2026

Maria Ceppi (CH), Nilbar Güreş (TR), Christian Jankowski (DE), Sofia Mitsola (GR), Natasza Niedziółka (PL), Serkan Özkaya (TR), Tobias Pils (AT), Ekrem Yalçındağ (TR), Miao Ying (CN), Beat Zoderer (CH)

Dünyayı algılama biçimimiz nasıl oluşur? Arzu, düzen, madde, zihinsel imgeler, algoritmalar, desenler ya da bakış aracılığıyla mı? Görme, hissetme, arzulama, sınıflandırma ve hatırlama biçimlerimizi belirleyen görünür ve görünmez sistemler bu algıyı nasıl şekillendirir?

Making Worlds. Systems of Being, farklı kuşaklardan ve kültürel bağlamlardan on uluslararası sanatçının çalışmalarını bir araya getirerek gerçekliğin hiçbir zaman sabit olmadığını ortaya koyuyor. Gerçeklik; algı, hayal gücü, arzu, kültürel kodlar, toplumsal roller, maddi yapılar ve dijital modeller aracılığıyla sürekli olarak yeniden üretiliyor ve biçimleniyor.

Sergi, birbirinden farklı sanatsal yaklaşımların oluşturduğu görsel bir bütün olarak şekilleniyor. Bedenler, yüzeyler, işaretler, desenler, malzemeler, kültürel kodlar ve dijital yapılar arasında gelişen dinamik alan, kendi anlam sistemlerini üretiyor.

Sergide yer alan sanatçılar mevcut sistemleri yalnızca görünür kılmakla yetinmiyor; onları dönüştürüyor, dengelerini bozuyor ve yeniden kurguluyor. Böylece algı, kimlik, aidiyet, arzu, hafıza ve gerçekliğin dijital modellerinin iç içe geçtiği yeni düşünce alanları açıyorlar.

Maria Ceppi (d. 1963, CH) gündelik hayattan tanıdığımız nesne ve malzemeleri beklenmedik melez biçimlere dönüştürerek nesnelerle, malzemelerle ve tüketimle kurduğumuz ilişkiyi sorgular. Metal, plastik, doğal malzemeler ve gündelik nesneler parçalanır, yeniden bir araya getirilir ve özgün biçimlerinin izlerini bütünüyle kaybetmeden yeni ilişkiler kurar. Ceppi’nin işleri doğal ile yapay, tanıdık ile yabancı arasında hareket ederken bir şeyin ne zaman eskiden olduğu şey olmaktan çıkıp başka, yeni bir şeye dönüştüğünü sorgular.

Nilbar Güreş (d. 1977, TR) kimlik, toplumsal cinsiyet ve rollerin sosyal ve kültürel olarak nasıl inşa edildiğine odaklanır. Kişisel deneyimlerden yola çıkarak dışlanma, ayrımcılık, göç, cinsellik, özgürlük ve direniş gibi konuları mizah, duyarlılık ve eleştirel bir keskinlikle ele alır. Yerleşik anlatıları ve temsil biçimlerini sorgularken egemen söylemlerin çoğu zaman görünmez kıldığı deneyim ve bakış açılarına alan açar. Güreş, halen 61. Venedik Bienali Türkiye Pavyonu’nda A Kiss on the Eyes başlıklı sergisiyle yer almakta; heykel, yerleştirme, resim, video ve karma teknik çalışmalar aracılığıyla yerinden edilme, bakım, ayrıcalık ve aidiyet meselelerini ele almaktadır.

Sofia Mitsola (d. 1992, GR) resim pratiğinin merkezine kadın bedenini ve bakma eylemini yerleştirir. Çoğu zaman gerçek boyutların ötesine geçen figürleri izleyiciyle doğrudan karşı karşıya gelir: yalnızca bakışın nesnesi olmakla kalmaz, izleyiciye geri bakarlar. Antik Yunan ve Mısır heykelinden Japon görsel kültürüne ve pornografiye uzanan farklı kaynaklardan beslenen Mitsola; arzu, yansıtma, röntgencilik, iktidar ve öz belirlenim arasındaki gerilimi araştıran resimsel dünyalar kurar. Bakış, çekim ile kontrolün, kırılganlık ile direnişin sürekli yer değiştirdiği tekinsiz bir karşılaşmaya dönüşür.

Natasza Niedziółka (d. 1978, PL) resim ve tekstil arasında çalışan pratiğinde yüzey, renk, iplik ve zamanı duyusal bir algı alanına dönüştürür. Pamuk ve ipek iplikleri gerilmiş keten üzerine işleyerek tuvalin düzenli, makine üretimi yapısıyla el işçiliğinin düzensiz ritmini karşı karşıya getirir. Tekrarlar, yoğun biçimde işlenmiş yüzeyler ve renklerdeki ince geçişler, zaman içinde açılan ve uzun süreli bir bakışla kendini ortaya koyan çalışmalar yaratır. Niedziółka, bir görüntüyü tek seferde sunmak yerine görme sürecinin kendisini hissedilir kılar; izleyiciyi daha yavaş, fiziksel ve dikkatli bir algılama biçimine davet eder.

Christian Jankowski (d. 1968, DE) çağdaş sanatı, sanat dünyasının dışındaki kişiler ve sistemlerle buluşturur. İş birliği, yeniden canlandırma, çeviri ve tanıdık medya formatları aracılığıyla kültürel anlamın kim tarafından üretildiğini, yazarlığın nasıl paylaşıldığını ve kültürel otoritenin kaynağını sorgular. Jankowski, Making Worlds için Villa İpranosyan’a özgü Honey, I Built a New Wall (2026) adlı çalışmayı geliştirerek villanın girişinde yeni inşa edilen bir duvarı engel olmaktan çıkarıp bir geçiş alanına dönüştürüyor. Sanatçı 1999 ve 2013 Venedik Bienallerine katılmış; 2016’da ise Manifesta’nın tek küratörü olarak görev yapan ilk sanatçı olmuştur.

Serkan Özkaya (d. 1973, TR) kopyalama, ikileme, ölçek değişiklikleri ve yeniden üretim aracılığıyla özgün olana duyduğumuz güveni sorgular. Çalışmaları çoğu zaman ikonik bir sanat eseri, imge, nesne ya da başka bir temsil biçimi gibi hâlihazırda var olan bir şeyden yola çıkar ve onu yeni bir bağlama veya algısal duruma taşır. Kopyayı ikincil bir konuma yerleştirmek yerine ona kendine özgü bir varlık ve anlam kazandırır. Böylece özgün olanın nerede sona erdiğini, yeniden üretimin ne zaman yeni bir esere dönüştüğünü ve bağlam, beklenti ve kültürel sistemlerin neyi özgün ve değerli olarak algıladığımızı nasıl belirlediğini sorgular.

Miao Ying (d. 1985, CN) dijital teknolojilerin dünyayı yalnızca temsil etmekle kalmayıp giderek gördüğümüz, bildiğimiz ve inandığımız gerçekliğin üretimine nasıl dahil olduğunu araştırır. İnternet sansürü, gözetim, medya manipülasyonu, dijital platformlar ve yapay zekâyı ironi ve eleştirel bir mesafeyle ele alarak teknolojik sistemlerin davranışlarımızı ve gerçeklik anlayışımızı nasıl biçimlendirdiğini sorgular. Viyana’daki Belvedere 21’de devam eden ve sanatçının Avrupa’daki ilk kişisel sergisi olan Come, Sit, Stay, köpek eğitimi ile yapay zekânın eğitilmesi arasında çarpıcı bir paralellik kuruyor: Kim kimi eğitiyor ve kontrolün ne kadarını devretmeye hazırız?

Tobias Pils (d. 1971, AT) figürasyon ile soyutlama, niyet ile sezgi arasındaki sınırların sürekli değiştiği resimler üretir. Bedenler, jestler, nesneler ve işaretler belirir, kaybolur ve dönüşerek yeniden ortaya çıkar; tanıma anlarını sürekli bir kuşku takip eder. Kişisel deneyimler ve sanat tarihine ait referanslar, eserlerde yeni çağrışımlara açılacak biçimde dönüşür. Pils bu belirsizliği çözmek yerine üretken bir güç olarak kullanır; algıyı hafıza, yansıtma ve belirsizlik arasında askıda bırakır. Sanatçının pratiğine bugüne kadar ayrılmış en kapsamlı sergi olan Shh, bu yıl Viyana’daki mumok’un iki katına yayılarak izleyiciyle buluşmuştur.

Ekrem Yalçındağ (d. 1964, TR) renk, desen, tekrar ve geometri aracılığıyla karmaşık görsel sistemler kurar. Türk ve İslam dekoratif sanat geleneklerinden beslenen botanik ve geometrik motifleri yüzey boyunca tekrar ederken, kalın boya katmanları görünüşte düz olan desenlere neredeyse fiziksel bir varlık kazandırır. Diğer çalışmalarında ise gündelik kent yaşamında karşılaştığı renk birlikteliklerini soyut kompozisyonların çıkış noktası olarak kullanır. Yalçındağ’ın pratiğinde gelenek sabit bir yapı değil; tekrar edilebilen, dönüştürülebilen ve sürekli yenilenebilen görsel bir dile dönüşür. Sanatçının eserleri 19 Eylül–1 Kasım 2026 tarihleri arasında Ankara CerModern’de kapsamlı bir sergide yer alacaktır.

Beat Zoderer (d. 1955, CH) geometrik ve somut sanatın görsel dilini benimserken bu dilin kusursuzluk iddiasını bilinçli olarak bozar. Matematiksel mükemmellik yerine sezgisel bir yaklaşımla; ofis malzemeleri, yapışkan etiketler, klasörler, plastik şeritler ve hazır ürünler gibi basit, çoğu zaman gündelik veya endüstriyel malzemeler kullanarak renk, ritim ve mekândan oluşan karmaşık yapılar yaratır. Izgaralar, tekrarlar ve modüler sistemler ilk bakışta bir düzen duygusu yaratırken üst üste binen renkler, sapmalar ve mekânsal gerilimler bu düzeni sürekli sekteye uğratır. Kesinlik ile kusur, ciddiyet ile mizah yan yana var olur. Sistem bir çerçeve sunar; ancak Zoderer bu çerçevenin hiçbir zaman katı ya da bütünüyle öngörülebilir hale gelmesine izin vermez.

Sergi, kültürel, toplumsal, görsel, maddi ve zihinsel sistemlerin yaşamımızın ne denli ayrılmaz bir parçası olduğunu görünür kılıyor. Bu yapıların farkına varmak ise beraberinde bir hareket alanı açıyor: içinde yaşadığımız sistemleri sorgulama, genişletme ve dönüştürme olasılığını.

İstanbul ile Uzun Soluklu Bir Diyalog

Dorothea Strauss’un İstanbul sanat ortamıyla ilişkisi, Zürih’teki Museum Haus Konstruktiv’in direktörlüğünü yürüttüğü 2013 yılına uzanıyor. Strauss’un küratörlüğünü üstlendiği Hot Spot Istanbul, farklı kuşaklardan 21 sanatçıyı bir araya getirerek Türkiye’de soyut, konstrüktivist ve kavramsal sanat pratiklerinin gelişimine kapsamlı bir bakış sunmuştu.

Sergi Mekânı

İstanbul, Making Worlds. Systems of Being için güçlü bir bağlam sunuyor. Kentin tarihi, göç hareketleri, sesleri, desenleri, ekonomisi, mimarisi ve geleceğe dair tahayyülleri; sistemleri görünür, işitilir ve hissedilir kılıyor.

Tarihi Villa İpranosyan ise sergi için yalnızca bir mekân değil, küratöryel yaklaşımın ayrılmaz bir parçası. Özgün duvar dekorasyonları, mermer işçiliği ve birbirini izleyen karakteristik odalarıyla 20. yüzyılın başlarına tarihlenen yapı; tarih, malzeme, zanaat ve kültürel etkileşimlerden oluşan çok katmanlı bir sistem olarak serginin kavramsal çerçevesine dahil oluyor. Dört katlı villada her bir kat sergide kendi iç mantığı doğrultusunda farklı bir alan açarken diğer katlarla da ilişki kurarak mekansal bir kurgu oluşturuyor.

Fiziksel dönüşüm kültürel kodlarla, kimlik direnişle, desen soyutlamayla, analog malzeme dijital gerçeklikle, bedenler algoritmalarla karşılaşıyor. Geçmişten devralınan görsel sistemler, yeni algılama biçimleriyle yan yana geliyor.

Tarihinin, zaman içinde edindiği izlerin ve güçlü mekânsal karakterinin şekillendirdiği Villa İpranosyan, serginin temel sorusunu daha da görünür kılıyor: Sistemler nasıl görünür ve deneyimlenebilir hale gelir; dönüşüme nasıl açılır?

Galeri

  • Tarih: 09 Eyl 2026 - 09 Eki 2026