Robb Report / Sanat Kabuk Değiştiriyor

Robb Report / Sanat Kabuk Değiştiriyor
01 Eylül 2018 - 17:30

Sanat Kabuk Değiştiriyor

GLOBAL SANAT PAZARINDAKI SON GELIŞMELER IŞIĞINDA KAMIŞLI KOLEKSIYONU’NA YÖN VEREN GENÇ BIR KOLEKSIYONER KEREM SABANCI KAMIŞLI.

YENİBİR LİDER DERNEĞİ’NİN KURUCULARINDAN KEREM SABANCI KAMIŞLI, GENÇ
YAŞINA RAĞMEN HEM AİLESİNİN SANAT KOLEKSİYONUNUN GENİŞLEMESİNE KATKIDA BULUNUYOR HEM DE SANAT BİLGİSİYLE DİKKAT ÇEKİYOR. YAYIN YÖNETMENİMİZ GÜLAY KOÇ MODERATÖRLÜĞÜNDE GERÇEKLEŞTİRİLEN BU ÖZEL SOHBETTE KEREM SABANCI KAMIŞLI VE AİLENİN SANAT DANIŞMANI SEVİL DOLMACI BİR ARAYA GELİP, GLOBAL SANAT PAZARI EKSENİNDE KAMIŞLI KOLEKSİYONU’NU DEĞERLENDİRDİ.

KEREM SABANCI KAMIŞLI:

Ailemizde sanata olan ilgi ve merak birkaç jenerasyondur devam ediyor biliyorsunuz. 1966 yılında vefat eden büyük dedem Hacı Ömer Sabancı’dan günümüze dek gelen bir tutku bu. 1951 yılında Emirgan’daki aile evini aldığında aynı yıl gidip Louis Doumas’nın 1864 yapımı at heykelini alıp evin önüne yerleştirmiş. Bugün o ev Sabancı Müzesi ve o at heykelinden ötürü yıllardır Atlı Köşk olarak anılıyor. Kendisi aynı zamanda dekoratif sanat ve tarihi eserler toplamayla da ilgiliydi. Sakıp Sabancı’nın sanata olan ilgisi de keza aynı şekilde... Dedem Şevket Sabancı’nın da sanata ciddi ilgisi olmuş ama hep yurtdışından yabancı eserler almayı tercih etmiş. Hâlihazırda koleksiyonunda çok az Türk eser var.

GÜLAY KOÇ: Anneanneniz Hayırlı Hanım’ın yaptığı tablolar da var sanırım.

K.S.K.: Anneannem güzel resim yapar. Hatta Esas Holding’in bir katında
sadece onun resimleri, çizimleri vardır. Yağlıboya atölyesi vardı. İstanbul, Londra ve Bodrum’daki evlerinde uzun yıllar resim yaptı. Öte yandan babamın
da çok büyük sanat sevgisi vardır. Belli dönemlerden belli sanatçıların eserlerini toplamış. Özellikle Selim Turan ve hemen ardından Burhan Doğançay’ın eserlerini... Daha çok Türk eserler toplamış. Yaklaşık dört senedir de koleksiyonumuzu ‘daha nasıl geniş bir hale getirebilir, farklılaştırabiliriz’i konuşuyoruz.

G.K.: Stratejik açıdan yaklaşıyorsunuz o halde...

K.S.K.: Özellikle son iki yıldır aktif bir şekilde ne yaptığımızı ve ne istediğimizi bildiğimiz bir yola girdik. Bu yüzden Sevil Hanım’la birlikte çalışıyoruz. Kendisinden fikir alıyoruz ve son bir yıldır ciddi alımlar yaptık. Aslında bu işe ne kadar zaman ayırırsanız o kadar çok insanla tanışıyor ve daha çok öğreniyorsunuz. Edindiğiniz bilgi sayesinde de daha eğitimli bir karar verebiliyorsunuz.

G.K.: O halde önümüzdeki beş yıllık planınız emin adımlarla oluşturuldu diyebiliriz.

K.S.K.: Koleksiyonumuzu genişletirken odağımız %80- 85 oranında yabancı eserler satın almak yönünde. Türk sanatçılar da belli sayıda devam edecek. Arzumuz heykel ve tablo ağırlıklı bir koleksiyona sahip olmak. Bu noktada da iyi olduğumuzu düşünüyoruz.

G.K.: Sanatın içine doğan şanslı insanlardansınız
ve çocukluğunuza dair hatırladığınız, odağında sanat olan bir hikâyeniz var mı merak ediyorum.

K.S.K.: Liseyi Lugano, İsviçre’de okudum. Ve orada harika bir öğretmenim vardı. ABD’li, 65-70 yaşlarında, tam bir sanatseverdi. Kendisinden sanat tarihi dersi almıştım. Sürekli akademik turlar düzenlerdi. Bu turlardan biri de İstanbul’aydı. İstanbul için müthiş bir tanıtımdı ve benim için harika bir anıydı.

SEVIL DOLMACI: Babanızın anlattığı bir hikâyeyi paylaşmak istiyorum. Madrid’deki
Prado Müzesi’nde, Goya’nın başyapıtı 3 Mayıs 1808 eserini inceliyormuşsunuz birlikte. Önünde durmuşsunuz ve
‘Bu resim ne anlatıyor?’ diye sormuşsunuz. Hemen ardından da, ‘Acaba bu tablonun ilerideki fiyatı ne olur, yatırım değeri nedir?’ diye merak etmişsiniz. Kerem Bey çocukken de
sanata çok meraklıymış. O gördüğü tablonun arkasındaki ekonomiyi merak edip sorgulamış.

K.S.K.: Doğrudur. Son dönemde Londra’da yaşadığım için daha aktifim. Londra, sanatta derya deniz. Geçtiğimiz yıl, global sanat piyasasının toplam satış hacim değeri 64 milyar dolar olarak açıklandı. Bunun 33 milyar doları galeriler üzerinden satılmış. Bu miktarın %80’i ise üç ülkede gerçekleştirilmiş: ABD, Çin ve Birleşik Krallık. Baktığınızda Birleşik Krallık bu işin kalbi gibi. Çin elbette doğal olarak çok büyük bir pazar. Ama orada çok büyük miktarda yerli eser de satılıyor.

G.K.: Londra’da günleriniz sanat dolu geçiyordur.

K.S.K.: Tabii ki Londra’da sanatla ilgili çok büyük etkinlikler, fuarlar düzenleniyor. En son Masterpiece London Art Fair’e katıldım. Fuarlar ve etkinlikler sayesinde çok sayıda önemli kişiyle tanışıyorum. Bu isimlerden biri de Art Basel’in CEO’su Marc Spiegler. Geçtiğimiz günlerde UBS ile birlikte harika bir sanat raporu yayımladılar. UBS sanatı destekliyor ama raporda yazan bir şey dikkatimi çekmişti: Büyük koleksiyonerler kredi ile eser satın almaya başlamışlar. Bu global sanat piyasasında yeni bir trend. Hatta yaptıkları ankette büyük koleksiyonerlerin %12’si sanat için finansman aldıklarını belirtmiş. Deutsche Bank, UBS gibi bankalar ciddi anlamda finansman sağlıyor sanata.

G.K.: İşin arka planında ciddi bir ekonomi var tabii.

K.S.K.: Bu büyük bankalar sanatı destekliyor ki bu etkinlik ve fuarlarda satılan eserlere krediler verebilsin. Bu tabi işin sadece bir boyutu. Üstelik sanata verdikleri krediler çok daha yüksek faizli. Büyük gelir elde edebiliyorlar. Bu yüzden yurtdışında büyüyen bir
alan bu. Geçtiğimiz günlerde yurtdışında yaklaşık 14 lokasyonda bulunan çok büyük bir sanat galerisi –adını şimdi vermeyeyim– 100 milyon dolarlık bir
fon kurmak istediğini ve fondan elde edeceği kârı
da dağıtacağını, böyle bir
iş modeline yatırım yapıp yapmayacağımı sordu
bana. Cazip bakmadım ama ilgilenenler elbette var.

S.D.: Bu sistemi Türkiye’de deneyen iki büyük galeri istediği etkiyi alamadı
çünkü yurtdışındaki gibi bir altyapı yok. O yüzden bunu uluslararası ölçekte yapmak çok daha mantıklı. Çünkü alıcınız çok fazla. Türkiye’ye dönelim tekrar ve bir galerinin 10 tane Andy Warhol, Alex Katz, George Condo, Kaws gibi en çok talep gören isimler getirdiğini düşünülelim. Bu ölçekte alıcı sayısı 10’u ne yazık ki bulmaz. Dolayısıyla parayı bağlayanlar beklemek zorunda kalır. Beklenince de nakit geri dönüşü olmaz. Koleksiyonerler mağdur durumda kalır ve sistem çöker. Özellikle nakdin önemli olduğunu belirtiyorum. Çünkü takas usulü bunu yapan Türk dealer’lar var ve orda sistem ve nakit akışı yok.

G.K.: Siz nasıl bir yol izlediniz peki?

S.D.: Diyelim ki bu işi dünya çapında yapıyorsunuz ve elinizde de beş tane George Condo eseri var. Türkiye’de bu eserleri alacak en fazla üç kişi vardır. Ama yurtdışında bu eserler bir hafta içerisinde satılır. Bugün Condo sergisi düzenlenmeden bile bütün eserleri satılmış oluyor. Yani bazı eserleri paranız da olsa bulmanız mümkün değil. Ama Türkiye’de sirkülasyonu çok iyi olan Devrim Erbil, Ergin İnan gibi isimler var.
Bir koleksiyoner Devrim Erbil ya da Ergin İnan eserine yatırım yapıyorsa ve bu bir proje olarak gerçekleşiyorsa, ben tabii ki elimdeki Devrim yada Ergin eserlerini iki üç ayda eritir, nakit akışını ikiye katlarım. Bu sistem aslında güzel bir sistem. Nakit dönüşü oluyor, koleksiyonerler daha uygun fiyata eser alıyor. Galerilerin de yaşaması için büyük finansörlere ihtiyaç var. Ama ne yazık ki, bizdeki sanat pazarının ölçeği bu değil. Rakamlar çok düşük.

K.S.K.: İşte bu nedenlerden ötürü biz de koleksiyonumuza daha fazla yabancı sanatçıların eserlerini ekleyelim dedik.

G.K.: Sevil Hanım’ın önerileri doğrultusunda en son hangi eseri aldınız?

K.S.K.: Botero’nun 2002 yılında yaptığı ve resmin içine kendi portresini de çizdiği bir tablosunu aldık. Botero’nun kendi portresini resmine taşıdığı iki ya da üç eseri vardır. Dolayısıyla bizdeki gerçekten iyi bir çalışma. Renkleri çok güzel, hatları çok net.

G.K.: Limitli sayıda işleri var Botero’nun...

K.S.K.: Kesinlikle. Ama öte yandan popülasyon da büyüyor. Ülkeler geliştikçe sanata ayrılan paralar da artacak. Yine Art Basel tarafından hazırlanan raporda çok enteresan bir veriyle karşılaştım. Dünyada 100 bin doların üstünde birikimi olan insanların sanata yatırım yaptığından söz ediliyordu.

G.K.: Yanlış hatırlamıyorsam yaklaşık 400 milyon kişiye tekabül ediyor muhtemel alıcıların sayısı.

K.S.K.: Tam rakam 397 milyon. Durumu bir veri daha da enteresanlaştırıyor. 397 milyonun da 18 yaş üstü olduğu açıklanıyor. Yani dünya nüfusunun %8’ine denk geliyor bu rakam
ve şahıslardan oluşuyor.
İşin içine kurumlar dâhil edilmemiş. Aynı raporda dünya üzerinde her yıl binin üzerine müze açıldığından bahsediliyor, çoğu da Çin’de. A sınıf eserlerin sayısı da belli. Koleksiyonerler A sınıf eser almak isteyince ne olacak? B kategorisindeki eserler A sınıf gösterilmek zorunda kalınacak. Haliyle de bir spekülasyon oluşacak.

G.K.: Bu durum nereye gidiyor o halde?

K.S.K.: Artık daha çok alıcı var ve eser sayısı belli. Dünyada 400 milyon tane Botero yok örneği. Koleksiyonerler belli bir statüye ulaştıklarında Picasso ya da Warhol almak istiyor. Bunu elimdeki veriler ışığında söylüyorum; Londra’da önemli bir galeri sahibi benimle bir çalışmasını paylaştı. Buna göre, 15 yıldır dünyada en çok satılan büyük sanatçılar sıralamasında ilk beşte değişmeyen sadece iki isim var; Picasso ve Warhol. Her ikisinin de limitli sayıda eserleri olduğu için fiyatlar da her yıl artıyor. Çılgın fiyatlar söz konusu. Bu yüzden yabancı sanatçıların eserlerini koleksiyonumuza ekliyoruz. Türk sanatçıların çalışmaları da çok önemli. Ama bugüne kadar global arenada destekçileri olmamış hiç. Örneğin Damien Hirst’ü popüler yapan koleksiyonerlerin başında Pinault Ailesi gelir. Bu yüzden sanatçılarımıza destek olmalıyız. Sakıp Sabancı, Sabancı koleksiyonunu 2001 yılında Louvre Müzesi’nde, ardından Boston’da sergiletmişti. Rusya’da da... Ancak bu şekilde Türk sanatı dünyaya entegre olabilir.

S.D.: Metropolitan Müzesi’nin kataloğunda Doğançay’ın eserlerinden Ribbon Mania isimli beyaz fon üzerine yırtık ve kurdele formlarının yer aldığı işini görmüş ve çok etkilenmiştim; gurur vericiydi. Son dönemde Viyana’da bir sergisi oldu. Tabii bu bilgileri Türk izleyicisine doğru bir şekilde aktarmak, eş zamanlı bilgi paylaşmak çok önemli.

K.S.K.: Şu an ismini
vermek istemediğim ancak dünyada 14 ülkede bulunan bir galerinin sahibiyle
sohbet ediyorduk. Bana, “Yaşayan bir Türk sanatçı belirlesek ve eserlerini
bütün galerilerimizde sergileyip satsak” önerisiyle geldiler. Bunun harika bir fikir olduğunu ve yardım edebileceğimi söyledim. Yılda 150 milyon dolar değerinde eser satan bir galeri burası. Şu anda Sevil Hanım ile birlikte bunun üzerinde çalışıyoruz ve ilk kez de size açıklıyoruz.

G.K.: Türk sanatçısının globalde hak ettiği değere ulaşması için çok anlamlı bir proje...

S.D.: 2006 ile 2010 yılları arasında Türkiye’de sanatın fiyatını çok yükselten bir grup alıcı vardı. Ve o grup agresif bir gruptu. Şimdiki nesil, Kerem Bey gibi, daha sakin ve emin adımlarla ilerliyor. Her galeriye, her müzayedeye gidip, agresif bir tutum sergileyip fiyat yükseltmiyorlar. Özellikle fuarlar sanat alımı için çok ciddiye alınması, çalışılması gereken bir organizasyon. Koleksiyonerler fuarlar henüz başlamadan tıpkı
ders çalışır gibi sanat danışmanlarıyla çalışıp hangi eserleri alacaklarını önceden belirliyor. Kerem Bey de hangi sanatçıyla, hangi eserle ilgileneceğini zaten önceden biliyor. Bir strateji dâhilinde alım yapıyor.

K.S.K.: Londra bu işin en doğru yerlerinden. Zaten büyük eserlerin hepsi New York ve Londra arasında gidip geliyor.

S.D.: Peki, almak istediğiniz en ütopik eser hangisi?

K.S.K.: Zor bir soru. Beğendiğim o kadar çok eser var ki... Ama bir gün mutlaka eserine
sahip olmak istediğim iki, üç sanatçı var. Örneğin;
Miró. Ya da Picasso’nun
daha geç dönem eserleri. Bu
iki isimden birinin eserini mutlaka koleksiyonumuza eklemek istiyorum. Ama daha kısa vadede Keith Haring ile ilgileniyorum. Bir de Jean Dubu et. Çağdaş alanda ürettikleri Picasso’yu anımsatır. Renklerin karışımı Miró varidir. Geçenlerde George Condo’nun çok erken dönemi bir eseri için ciddi pazarlıklar yaptık. En son Botero isteğimiz vardı ve aldık. Botero ve Condo’nun farklı dönemleri vardır. Ama baktığınızda onlara ait olduğunu anlarsınız. Bazı sanatçılarda böyle olmuyor ama...

G.K.: Mesela hangilerinde?

K.S.K.: Tony Cragg alıp almamayı epey düşündük. Elbette her eserinin sanatsal değeri var ama birbirine çok benzer işler üretir Craig. Türkiye’deki sanatçılara bakacak olursak... Doğançay ve Zeid’i farklı kılan değerler olduğunu görürsünüz. Doğançay’ın kurdeleleri, Zeid’in portreleri... Özellikle Doğançay’ın kurdeleleri benzer olsa da her kurdele eserinin formu, rengi ve boyutu farklı oluyor.

G.K.: Bakmaktan büyük keyif aldığınız eser hangisi?

K.S.K.: Geçtiğimiz sene Contemporary İstanbul’dan aldığım Burhan Doğançay’ın 1973’te yaptığı Downhill eseri. Siyah fonda, 153x153 cm ebatlarında, kırmızı kurdelelerin olduğu bu tabloya bakmaktan keyif alıyorum.

S.D.: Londra’daki evinizde de bir Andy Warhol var; beğenerek aldığınız...

K.S.K.: 1964 yılından bir Liz Taylor litografı. Bundan
250 adet yapmış Warhol ve yaklaşık 100-150’si korunmuş durumda. Bendeki onlardan biri. Severek aldığım bir
eser de Lorenzo Quinn’in Love’ı. İyi bir sanatçı ve
son dönemde popüler oldu. Koleksiyonumuzdaki heykeli ise oğlunun elinden aldığı kalıplardan yapılmış.

G.K.: Koleksiyonunuzu ileride halka açmayı düşünür müsünüz peki?

K.S.K.: Evet böyle bir hayalim var. Üstelik en büyük hayallerimden birisi, Kamışlı Vakfı adı altında
bir vakıf kurmak. Vakıf
çatısı altında da bir sanat müzesi kurmayı çok isterim. Elbette koleksiyonumuzun daha çok yolu var.
İnsanların bile zevkleri,
gözü değişebiliyor. Bir gün
o noktaya ulaştığımızda büyük keyifle sorunuzu ‘evet’ diyerek yanıtlayabilirim. Ya da öncesinde, İstanbul’daki müzelerden biriyle anlaşılıp iki üç ay süren bir sergi de yapılabilir.

G.K.: Yurtdışında durum nasıl?

K.S.K.: Müzeler, koleksiyonerlerle daha yakın ve karşılıklı bir iletişim var aralarında. Koleksiyonerlerin eserlerini sergileyip, müzeye, sanatçıya ve halka fayda sağlamış oluyorlar. Özel bir müze fikrine gerek kalmadan da bu eserleri göstermemiz gerektiğine inanıyorum. Bugün İstanbul’da belki
iki ya da üç tane Botero vardır, bunu sanat severler
ile paylaşmak güzel bir düşünce. Dünyadaki büyük sanatçıların eserleri hep halka açık alanlardadır. Türkiye’de böyle değil ne yazık ki. Halk çoğu eseri göremiyor. Paylaşmak gerekiyor. Bu konuda yapılacak çok iş var. Teknoloji değişiyor; şirketler, sektörler değişiyor. Sanat da statik değil, o da değişiyor. Misyonu, arkasındaki mekanizma ve alım nedenleri de değişiyor sanatın. Tüm bunlar olurken Picasso yine Picasso olarak aynı yerinde duruyor tabii.

S.D.: Sadece alım
yapmakla ilgilenmiyor,
var olan koleksiyonu
koruma konusunda da
bilgi istediniz bizden. Bu
çok önemli. Genellikle koleksiyonerler -özellikle genç koleksiyonerler-
daha çok alım konusunda ilgilidirler. Kondisyonlar,
var olan koleksiyonunu
elden geçmesi genelde
göz ardı edilir. Kerem
Bey, koleksiyonlarının
elden geçmesini istedi. Biz
de kondisyon raporları hazırladık. Şu an belirlenen eserlerin restorasyonları yapılıyor. Eserler kendisinin gözetiminde elden geçiriliyor.

G.K.: Koleksiyonunuzun ne kadarını evinizde ya da ofisinizde sergiliyorsunuz?

K.S.K.: Esas Holding’deki eserlerin %80-90’ı koleksiyonumuzdan. Evimizde de bakmaktan keyif aldıklarımızı sergiliyoruz.

1
PAYLAŞ
01 Kasım 2018 - 12:45
FİLMSEL BİR DÜNYA Filmlerden aşina olduğumuz 'femme fatale' karakterleri, büyüleyici şehir manzaraları eşliğinde...
26 Eylül 2018 - 12:30
Sevil Dolmacı & Ruby Anemic "Maçka Parkı'nda eserimizin yer alması onur verdi" Dünyaca ünlü Alman sanat...
01 Eylül 2018 - 17:45
Sanatçılarla koleksiyonerleri buluşturuyorsunuz ama işiniz bununla sınırlı değil. Yaptıklarınızı sizden dinleyebilir miyiz?  Sanat...
28 Haziran 2018 - 12:15
SANAT DANIŞMANI SEVİL DOLMACI "BANA GÖRE HÂLÂ EN İYİ SANAT LOKASYONU NİŞANTAŞI" f F SANATIN TÜRKİYE'DE KESİNLİKLE...
04 Mayıs 2018 - 16:00
GENÇ KOLEKSİYONERLER DÖNEMİ Holdinglerin ikinci kuşak yöneticileri sanat yatırımının avantajlarını çoktan keşfetti. T...
30 Nisan 2018 - 16:15
Kolaj Portreler / Sermet Severöz AİLE mirası bir sanat merakı vardır Sabancıların... Sahip oldukları Maçka'daki St. Regis Oteli...
28 Nisan 2018 - 15:45
Röportaj: Mete Aker Fotoğraf: Özlem Özçelik Sanatçılar sürekli aynı şeyi yapmak istemez. Önceki...
27 Nisan 2018 - 13:45
Atılay Kandemir İlüsyonist Eserler Beğenildi... Sanat danışmanı Sevil Dolmacı,yeni galerisi Sevil Dolmacı Art Gallery'nin aç...
27 Nisan 2018 - 13:45
Atılay Kandemir İlüsyonist Eserler Beğenildi... Sanat danışmanı Sevil Dolmacı,yeni galerisi Sevil Dolmacı Art Gallery'nin aç...
25 Nisan 2018 - 13:30
ALEA PINAR DU PRE Yeni galeride ilk sergi! Alea Pınar Du Pre, dört yıl aradan sonra gerçekleştireceği ilk kişisel sergisi Space/Time...
21 Nisan 2018 - 13:15
Portre sanatının öncü isimlerinden Alea Pınar Du Pre'nin dört yıl aradan sonraki ilk kişisel sergisi Space/Time, Sevil Dolmacı...
01 Nisan 2018 - 13:15
Portre çalışmalarına eğilen sanatçı Alea Pınar Du Pre dört yıl aradan sonra gerçekleştireceği ilk kişisel sergisi Space /...

Sayfalar