Sanatın Çevrelediği Uzmanlık

Sanatın Çevrelediği Uzmanlık

Özel firmalara, müzelere daha birçok kuruma danışmanlık hizmeti veren Sanat Danışmanı ve Sevil Dolmacı Art Consultancy’nin Kurucusu Sevil Dolmacı ile mesleğine, sanat aşkına ve gelecek hedeflerine dair özel bir söyleşi gerçekleştirdik.

Akademik çalışmalarınızın neredeyse hepsini sanat üzerine yapmışsınız. Sanat sizin için ne ifade ediyor?

Sanat, benim için hayatta olmazsa olmazlardan. Oksijen ve su gibi yaşamam için gerekli bir öge. Bana ve hayatıma değer katan, keyif veren, hayatımın olmazsa olmaz bir parçası.

Sanat danışmanlığı nedir? Ne gibi danışmanlık hizmetleri veriyorsunuz?

Sanat danışmanlığı, günümüzde hızla değişen ve büyüyen sanat piyasasında başta koleksiyon oluşturulması ve yönetimi konularında kurum ve şahıs bazında danışanlara verilen hizmettir. Fiyat ekspertizliği, restorasyon işleri, koleksiyon ve sanat projeleri oluşturma gibi müşterinin istek ve ihtiyaçları doğrultusunda eser aydınlatmasından asımına kadar birçok alanda hizmet veriyoruz. Hizmet verdiğimiz kurumların sanatla kimliklenmesini sağlayacak projeler oluşturmak işimizin en önemli kısmı.

Bugüne kadar danışmanlık verdiğiniz projelerden en çok ilginizi çeken hangisiydi?

Demsa, Esas Holding ve Demirören Grup ile uzun yıllardır çalışıyorum ve her bir şirket ile bambaşka bir yolculuğumuz oluyor. Londra’da yaptığımız büyük anlaşmalardan kurguladığımız heykel parkı projelerinden, Amerika’da Albert Knox Müzesi müdürleri ile yaptığımız toplantılara kadar çok özel projeler oluyor. Ancak en keyiflisi dünyaca ünlü mimar Zaha Hadid hayatta iken birlikte yaptığımız müze projesiydi, tartışmasız en önemlisi oldu.

Bildiğimiz kadarıyla yurt dışındaki galeri ve müzelere de danışmanlık veriyorsunuz. Yurt dışındaki ve Türkiye’deki galerilerin, sergilerin en belirgin farkı nedir sizce?

En ayırt edici özelliği, satış stratejisi hiç kuşkusuz. Fiyatların ve indirim oranlarının tutarlılığı ve onları diğerlerinden ayıran misyon ve vizyonlarının oluşu. Örneğin, genç kuşak sanatı destekleyen temsil eden galeriler bellidir. Sistem, strateji ve tutarlılık en ayırt edici özellikleri.

Bu yıl 5’incisi düzenlenen Art Ankara Çağdaş Sanat Fuarı’na da katıldınız. Nasıl bir deneyimdi sizin için, gözlemlerinizi öğrenebilir miyiz?

Ankara benim için özel bir yere sahip. 13 yıl Ankara’da yaşadım. İstanbul’a taşındıktan ve özellikle kendi işimi kurduktan sonra Ankara iş dünyası ile birçok güzel proje gerçekleştirdik. Fuar, bu halkayı büyütmemize aracılık etti elbette. Emre Arolat vasıtasıyla ”Kuzu Effect” projesi ile başlayan serüvenimiz, Maidan Projesi, Çiftay Holding, İksa Group, Karakaya Benoit gibi büyük firmalarla devam ediyor. Fuar, her geçen yıl daha profesyonelleşiyor ve daha çok ziyaretçi ağırlıyor. İzleyici kitlesi öğrenmeye meraklı, sanatı merak eden ve soru soran bir profile sahip. Alıcıların vizyonları, bütçeleri de belirliyor aslında. Ayrıca itiraf etmeliyim ki Ankara figüratif sanatı daha çok seviyor.

Ankara’dan İstanbul’a taşınmak hayatınızı nasıl etkiledi?

Bir dönem Ankara’da yaşayıp sonrasında İstanbul’a taşınmış birçok kişide olduğu gibi hayatımı kesinlikle olumlu yönde etkiledi. Nasıl mı? Ankara, daha sakin bir kent. Dolayısıyla, kendinizi geliştirmek ve donanımlı hale gelmek için daha fazla vakit oluyor. İstanbul ise uygulama için olanakların olduğu hızlı bir kent. Edindiğiniz bilgi birikimi İstanbul’da kullandığınız vakit, hemen fark yaratıyorsunuz. Benim için de süreç tam anlamıyla bu şekilde oldu. Ankara alt yapısı beni İstanbul’da kendi alanımda çabuk tutundurdu diyebilirim.

Sürekli sanatla iç içe olan Sevil Dolmacı’nın bir günü nasıl geçiyor?

Nişantaşı’nda oturuyorum ve ofislerimden biri Nişantaşı’nda. Evim, Narmanlı Apartmanı’nda bulunan ofisim ve The St. Regis İstanbul’un -1 katında bulunan galerim olmak üzere birbirine yakın üç mekan arasında mekik dokuyorum. Toplantılarım olduğu zaman başka semt ve bölgelere dağılabiliyorum. Haftada üç gün sabah saatlerinde ofisimde özel spor hocası eşliğinde pilates yaparak güne başlıyorum. Ardından toplantılara katılmak için bazen Anadolu yakası bazen de Avrupa yakasında bulunan iş merkezlerine, oradan oraya giderken trafikte kalıyorum. Bu önemli vakit aralığını arabanın arkasında kurduğum küçük düzende çalışarak değerlendiriyorum. Akşamüzeri The St. Regis İstanbul’da bulunan galerime uğradıktan sonra yine otelin üst katında bulunan Spago İstanbul’da bir şeyler atıştırıp eve geçiyorum. Günlük rutinim bu şekilde genellikle.

Bundan sonraki hedeflerinizi ve planlarınızı öğrenebilir miyiz?

İstanbul’da tarihi bir bina istiyorum. Tüm ofislerimi bu binaya taşıyarak galericilik faaliyetlerime daha çok zaman ayırma niyetindeyim. Koleksiyonumu genişletip binanın bir katını da koleksiyonuma dair sergiler yaparak değerlendirmeyi planlamaktayım.

SEVİL DOLMACI MAG RÖPORTAJ SANATIN ÇEVRELEDİĞİ UZMANLIK